Bugün 21 Temmuz 2019 Pazar
Kendimize Ve Kentimize “geri” Dönelim..!
31. Mart. 2019 Mahalli İdareler Seçimlerini geride bırakıp “kurtulduk seçimden” derken yeni bir seçimle yatıp kalkıyoruz.
19.06.2019Erol TAYHAN - eroltayhan@hotmail.comYazi Arşivi
31. Mart. 2019 Mahalli İdareler Seçimlerini geride bırakıp “kurtulduk seçimden” derken yeni bir seçimle yatıp kalkıyoruz.
“Özelde”16 Milyonluk İstanbul’u ilgilendirmiş olmasına rağmen “genelde” ülkeyi ilgilendiren “iptal edilen İstanbul seçimlerinin yeniden yapılacak olması”dikkatleriyaşadığımız kentlerimize çekmeyi engellemişe benziyor.!
31 Mart 2019 seçimleri “yerelle genelin” içi-çe geçtiği bir seçim olarak tarihe geçecek.
Kentlerimizde biriken “sorunları çözme eğilim ve enejimiz”demotivasyon zaafımız var... Yaşadığımız kentin geleceğine ve sorunların çözümüne bir türlü “adapte” olamıyoruz.Tabii iktidar ve muhalefetin İstanbul’daki seçim atmosferine yoğunlaşmış olması yaşadığımız kentin sorunları ve çözüm yollarından bizi uzaklaştırmayo değil maşallah…
Seçimden kurtulsak da bir yaşadığımız kentlere dönsek…!
Düzce yaralı bir kent…
Bunu zaman zaman ifade ederken inanın üzülüyorum hatta bazen de hüzünleniyorum kahrediyorum: “Düzce yaralı bir kent…”
Yıkılan bir kenti imar etmek, ayağa kaldırmak; öyle kısa zamanda olacak bir hadise olsaydı bugün böyle bir serzenişe ne ihtiyaç vardı ki..Öyle değil mi..!Hele hele bir dönemlik hiç değil.
Deprem döneminin Düzce Belediye Başkanı Ruhi Kurnaz’ın kulakları çınlasın. 1999’da yaşadığımız deprem esnasında Düzce Belediye Başkanı olan Kurnaz, deprem yıkımının ardından sokağa çıktığı o ilk anı “gün” gibi hatırlıyorum. İnsanlardaki o telaş ve şaşkın bakışlar nasıl unutulur ki..!
“Rüyada mıyız  acaba” diyecek kadar şaşkın bir halde etrafı kolaçan eden Düzceliler’in çaresiz bekleyişleri tedirgin duruşları hiç gözümün önünden gitmiyor.! Bir bir gelen çığlıklar. Hatta çığlık bile atmaya mecali kalmamış çaresiz perişan insanlar.Korku dolu saatler. Uykusuz geçen gecenin gündüze sarkan bitkin halleri…Bağırarak değil de baygın baygın etrafı gözetleyen “sessiz çığlıkların” çevreyi kolaçan ettiği korku dolu saatler…
Ağlamakla bağırmak arasında geçen anlar…!
Bunları sizin canınızı sıkmak veya acıyı hatırlatmak için yaptığımı sanmayın…
Olay bu ama…Yaşandı bunlar. Ne hikmetse çabuk unutuyoruz..!
Dünyada “il olduğuna sevinemeyen tek kent Düzce’dir” dersem abartılı olmaz sanırım… Bu kent o dönemin fedakar STK’ları ve siyasileri “parti- purtu gözetmeden” bir ve beraber yıllarca İL OLMA HEYECANI ile Ankara’nın yollarını aşındıran o değerler nasıl unutulur ki..!
Bir gecede bir anda yerle bir olan ÇİLELİ BİR İL DÜZCE…
”Çileyi” ancak çeken bilir. Atıp tutan bilemez.Depremin acılarını “enkaz altında kalan” biri kadar bilmemiz mümkün mü…!
Bir anda tüm değerlerini yitiren bu kentin cefakar ve fedakar insanlarına hizmet etme şerefine nail olan “seçilmiş İnsanlar, Belediye Başkanları” bu hassasiyeti göz-ardı etmeden çalışmak didinmek ve mücadele etmek zorundadır. İki büyük sarsıntının arasında ezilmiş kentin insanını “dışlayan ötekileştiren” bir anlayış kente hiçbir şey katmaz.
1999 depremlerinden bu yana gelip geçmiş belediye başkanlarını şükranla anarken, yeni dönemin “yeni seçilmişleri”ni de “dünden ders alarak” kırıcı ve dökücü olmadan plan ve projelerini acilen eyleme dökmeleri gerektiğini hatırlatmak isterim….
İnanın kaybedecek zamanımız yok. Kimileri kırıp dökerek, yakıp yıkarak  imar etme yolunu seçse de ; kimileri de yakıp yıkmadan, gönül kırmadan imar eder; budur zoru ama “güzelibudur”..!
Siz gönlü ihya edin gönle hitap edin. Nihayetinde insanız. Kırarak dökerek imar etmenin telafisi güç oluyor.Yunus Emre’nin dizelerinde dile geldiği gibi: “Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil; Yetmiş iki millet dahi, Elin yüzün yumaz değil…”
Bu mesleki olarak bizde de aynı…”Küfreder gibi” hakaret ederek sözüm ona yazı yazanlar bir gün akılda kalır ama bunun yarattığı tahribatı o şahıs bir ömür boyu üzerinden atamaz... Aslında “alenen küfredemediği için” zaten küfreder gibi yazı yazarak sözüm ona “tatmin” olur. Kırar döker sonra “sırıtır” uzaktan seyreder.
Bizler: “Ah almadan  İHYA ETME YOLUNU SEÇELİM…”
Zordur ama güzeli O’dur…
Kendimize ve “Kentimize” geri dönelim artık. Yarın “yıllar ne de çabuk geçti” diyeceksiniz buna inanın...!
O kadar çok yapacak işimiz; o kadar da çok söylenecek sözümüz var ki bazılarını bayram sonrasına saklayalım.
Acilen “kalkınmaya ve kalkındırmaya” ihtiyacımız var. Dayanışmaya susadık artık.
Bana göre işin özü: ”Kendimize gelelim, kentimize dönelim…”
Birlikte gönüllere girmeye; gönülleri fethetmeye var mısınız..!
(Bu duygularla Ramazan Bayramının hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. Bayramınız mübarek, geleceğiniz huzurla dolsun. E.T.)  

 
Tüm Yorumlar
Şuan Kayıtlı Bir Yorum Bulunmamaktadır.İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?

Tüm Yorumlar

 
Arşiv
Anasayfa
Foto Galeri
Videolar
Köşe Yazarları
Hakkımızda
Reklamlar
Editör
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright © 2019 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.